Ah O Eski Bayramlar

yoğun ve tempolu bir hafta sonrasında karşıladığımız bayram için bir yazı hazırlayamadım, fakat sizlerle okuduğum güzel bir bayram yazısını paylaşmak istedim. Sevgi dolu bayramlar yaşamak dileğiyle.

Ah nerde o eski bayramlar diye başlayan bir yazı yazabilecek yaşa gelmeyi epey bekledim. Sanıyorum artık vaktidir. Yaşım müsait. Dedemlerden “rahmetli” diye söz ediyorum nicedir, anneannem “Allahım elden ayaktan düşürmeden al yanına” duasında…

 

Her bayramı bir arada “bayram gibi” kutlayan o koca aile, telefonda bayramlaşıyor kaç zamandır…

“Modernleştikçe” uzaklaştık çokları gibi biz de… Tek sobanın etrafına kümelenip sohbet etmeler bitti. Kaloriferle ısı odalara yayılınca, sohbetlerin keyfi de dağılıp gitti. Yer sofrasından masaya terfi edilince tadı kaçtı yemeklerin… Telefonda “görüşür olduk, “görüş” mesafesinin dışından…

Eski bayramlar, “tatil” oldu.

* * *

Herkesin bayram imgeleri vardır.

Benimki taş zeminde sabun kokusudur uyanınca burnuma çalan… Bir de coşkulu fasıl sesi, kallavi ahşap radyodan yayılan…

Sabah namazıdır, babamın dizi dibinde, dizimde ağrılarla “kılar gibi yaptığım…”

Bayram harçlığıdır, annemin elinden kaptığım…

Kapıda ramazan davulcusudur; bakkalda Arap kızı sakızı, sokakta lak­lak ve çatapat… Bilyede “müselles”, “lik”te tumba… Tozlu tarlada tek kale maçtır, “Oğlum daha yeni almadık mı pabuçlarını!” nakaratı eşliğinde oynanan…

Badem şekeridir bayram; kolalı beyaz mendil ve yandan ayrılmış saçta bir avuç kolonya kokusu…

Büyük Sinema’da “Taşa Saplanan Kılıç “tır, bir türlü çıkarılamayan… Ya da televizyonda
“Bizim Sokak”ın siyah-beyaz dedesi, oyuncak yapan…

Kevser anneannemin bahçesinde silkelenen duttur, Ülkü’yle büyüğünü kapmak için didiştiğim… Abduş dayımla uçurtma uçurmaktır, Mustafa dayımdan para aşırmak… Gülsüm teyzemle eğlenip, Perihan teyzemle dertleşmektir.

Öğleyin önce un serpilip yoğrulan, sonra oklavayla açılan hamurun, tencere kapağı marifetiyle yarım aydan çiğ böreklere dönüşmesini merakla izlemek ve içine gizlice konan bakır 5 kuruşa ulaşma umuduyla özenle çiğnemektir.

Rahmetli Nuri dedemin kucağında “Mebus olursun inşallah” duasıdır, mebusun ne olduğunu bilmeden dinlediğim…

Taşlık sofada yer minderidir, ipten salıncakla inatçı bir sinek vızıltısı eşliğinde deliksiz öğle uykusu…

Sonra baba tarafında, Adil Bey’le Saniye Hanım’ın evinde, “ikinci devre…”

Bu kez halaların, amcaların kucağında bayram keyfi… Handan haladan şiirler, Sevim haladan ninniler, Fethiye haladan türküler… Kamil amcadan, Aydın amcadan hediyeler… Melih’ le, Ateş’ le, Atilla’yla, Necati Cumalı’nın deyişiyle “pembe yüzlü çocuklar”dık bayramlarda, “öyle pembe ki burun delikleri yavru tavşanlar gibi…”

* * *

Bu sabah, o eski bayramların kokusu geliyor burnuma, tütüyor burnumda…

Yaşlanıyorum galiba…

O bakırdan 5 kuruşun peşinde değilim…

Mendiller kolalanmasa da olur, saçlar kolonyalanmasa da…

Lakin sevgiler ertelenirse olmaz… Sevmenin değer vermek, kıymet bilmek, hatır sormak, yardıma koşmak, kapı çalmak, dua almak olduğunu anladım. En çok ondan özlüyorum geniş aile sofralarını…

Ölen eski bayramlar değil aslında; eski duyarlılıklar…

Onları yaşatabilsek, bayramlar da yaşar.

Bu sabah, elinden tutup oğlumu, yukarıdaki listedeki herkesi gezdirmek istiyorum.

Bir kısmı için çok geç kaldım.

Geç kalmadıklarımla bari doyasıya bayramlaşayım.

Siz de öyle yapın: sevdayı, vefayı başka bayrama ertelemeyin.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s