Hızlı Tüketim Ürünü : Anne

İnsan geçen zaman ve yaşadıklarını harmanladıkça farkındalığı artıyor. Ben buna basitçe büyümek diyorum. Ve bu nedenle bence yaş farketmeksizin zaman geçtikçe büyüyor insanlar. Aslında kimileri büyüyor kimileri duyarsızlaşıyor demek daha doğru.

Baba olduğum zamandan beri, anne ve babalığa daha farklı bakıyorum. Şimdi bir iki güne kadar Anneler Günü geldiğinden onun üstüne bir iki satır yazacak dahi olsam, aynı şey baba ve babalar günü içinde geçerli. Anne ve sevgisinden çıkarak, tüketim çılgınlığına hediye festivaline dönüşmüş günlerimiz olmaya başladı. Sevgililer günü, Babalar Günü, Anneler Günü gibi. Ve böylece Sevgi de hızlı tüketim ürünleri arasında yerini aldı.

Günlerdir anne, anne sevgisi ve bunun üstüne reklamlar dönerken, aklıma şu geldi bir zamanlar bir sucuk reklamında televizyonda sucuk pişirip yeniyordu, insanlar ya olurmu böyle alan var alamayan var, canı çeker insanın, biryeri şişer odur budur kıyamet kopmuştu.
Haksız denebilir mi? Kimse diyemez.Peki ya şimdi nerede o insanlar, sucuk alamayan insanlar olacağını düşünen duyarlı insanlar bir çocuğun annesi olmadığını düşünemez mi?
Bir kangal sucuğun yokluğu, bir anne yokluğundan acı mı?

Geçen bir alışveriş merkezinde yürüyorum, bir tanıtım; “Eşinize bu Anneler Günü Kendisini Özel Hisettirme Fırsatını kaçırmayın!!!” Çok komik geldi, Normalde biz babalar öküzüzdür. her anneler günü eziyet ederken eşime bu anneler günü özel olsun diye bakayım fırsat ne diye, “Katı Meyve Sıkacağı” Aynı tanıtımlar bu şekilde de var, Ki bence çok daha tehlikeli boyutu “Çocuklar Annenize sevginizi gösterme fırsatı” diyerek başlıyor.  Çocuğa diyor ki bir sen gösteremiyorsun sevgini, bu şansı kaybetme. Lafı uzatmaya gerek yok, basitçe etkisi bu. Sonra siz düşünün onu alamayan çocuk üstünde etkisini, yada alıp sevgiyi basitleştiren çocuğun gelecek üstündeki etkisini.

Bu genel olarak sevgiye yapılan bir saldırı aslında, hızlıca tüketmek.

Anneler günü nasıl gelişmiş ve  sonrasında neler olmuş hakkında çok güzel bir yazı buldum.
2010 Senesinde Mutlu Tönbekici Gazete Vatan’da yazmış

Paylaşmak isterim, bir anne ve baba olarak üstüne düşünülecek bir hikaye

…. Hikayeye Anne Jarvis’in annesi Ann Maria Reeves Jarvis’ten başlamak lazım. 1832 ile 1905 yılları arasında yaşamış olan Ann Maria Jarvis, Virginia eyaletinde hem öğretmenlik yapan hem de işçilerin sağlığı ve iş güvenliği iyileşsin diye çalışmalar yapan bir sosyal aktivist. Amerikan iç savaşı sırasında anneleri her iki tarafın da yaralılarına bakmaları ve ihtiyaçlarını gidermeleri konusunda teşvik ve organize ediyor. Savaş bittikten sonra annelerin daha aktif ve daha sosyal olmaları konusunda bir kampanyayı yürütüyor ve günümüzün Anneler Günü anlayışının tam tersine “Anne Çalışma Günü” ilan edilsin istiyor. Çünkü dünyayı kurtaracak olan tek şeyin anneliğin şefkati olduğuna inanıyor.

Ann Maria Jarvis 1905’de ölüyor. Kızı Anne Jarvis annesinin misyonunu devam ettiriyor. Annesinin ölümünün yıldönümü olan 10 Mayıs 1907’den itibaren 7 yıl boyunca “Anneler Günü”nün resmi olarak ilan edilmesi için uğraşıyor. Siyasetçilere, valilere ve din adamlarına yüzlerce mektup yazıyor. Anneler günü derneğini kuruyor. “Anneler Günü” ve “Mayısın ikinci pazarı” cümlelerini kendi üzerine tescil ettiriyor. Zincir mağazalar sahibi bir sponsor da buluyor. Kampanyası nihayet 1914’de amacına ulaşıyor ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson anneler gününü resmen ilan ediyor. Sembolü de beyaz karanfil oluyor.

Ama asıl hikaye bundan sonra başlıyor. 1920’lere gelindiğinde Anne Jarvis, “Anneler Günü”nün önerdiği biçimdeki manasından kopup ticarileşmesine ve bir hediye alma yarışına dönüşmesine öfkelenmeye başlıyor. Zira onun istediği herkesin annesine o gün bir mektup yazıp onu ne kadar sevdiğini içtenlikle anlatmasıydı. Kız kardeşiyle beraber kendi yarattığı anneler gününe karşı bir kampanya açıyor. Anneler gününün bu haliyle iptal edilmesi için gösteriler düzenliyor, ülkenin her tarafına çağrılar yolluyor. Bu günü alışveriş için fırsat olarak kullanan mağazalara davalar açmaya kalkıyor. Kendi sponsorunun mağazasında (menüde “Anneler Günü Salatası” var diye) olaylar çıkartıyor. Ve hatta başkanın eşi Eleanor Roosvelt’e bile bebek ve anne ölümlerini azaltmaya yönelik açtığı bağış kampanyasında “Anneler Gününü” kullandı diye saldırıyor. Protesto gösterilerini o kadar abartıyor ki birkaç defa “huzuru bozmaktan” tutuklanıyor. Bütün servetini harcayarak verdiği mücadele hiçbir yere varmıyor. Anneler günü tam da onun istemediği şekliyle tüm dünyaya bir alışveriş vesilesi olarak yayılıyor.

Anneler Günü’nün yaratıcısı Anne Jarvis, hiç evlenmiyor ve çocuk sahibi olmuyor. Protestoları ve hırçınlığı nedeniyle saygınlığını yitiriyor. 84 yaşında, uzun bir hastalık döneminden sonra kör ve sağır bir halde yoksulluk ve yalnızlık içinde bir akıl hastanesinde ölüyor.

Ne acayip hikaye değil mi!

Şimdi gelelim günümüze, biz anneler günü için ne düşünüyoruz, çocuklarımıza ne öğretiyoruz, nasıl örnek oluyoruz. Anne Jarvis’ler yaratıyormuyuz.

Pazar günü Anneler günü, mutlak hepimizin çok sevdiği annelerimizin günü, kimimiz elini öpüp sarılıp koklayıp beraberce kutlayacağız. Gönlünden hediye kopanlar, imkanı olanlar mutlak verecek. Sosyal medya hesaplarımızda çevremizde bunları paylaşacağız.

Her sene belirtirim şunu unutmayalım, çevremizde annesine özlem duyan, Anneler günün kutlu olsun sözünü duyacak evlatlarının özlemi içerisinde olan, hayat mecburiyetleri yüzünden ailecek bu günü hiç düşünemeyen insanlar olduğunu unutmadan yaşayalım sevgimizi.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s