ben kızı ile tanınan az sayıdaki babadan biriyim

Ziauddin Yousafzai, eğitimci bir kız babası insan hakları savunucusu bir aktivist. 2012 yılında kızı Malala okula giderken Taliban’a bağlı silahlı güçlerin saldırısına uğruyor. Taliban kızların okumasını yasadışı kılsada Ziauddin Yousafzai kızının eğitimine destek oluyor. Severek okuyabileceğiniz TED konuşmasının metni aşağıdadır.

Ziauddin Yousafzai, TED konuşmasına bu şekilde başlıyor…

Bir çok ataerkil ve kabile toplumlarında babalar genellikle oğulları ile tanınır ama ben kızı ile tanınan az sayıdaki babadan biriyim ve bundan gurur duyuyorum

Malala eğitim kampanyasına ve haklarını talep etmeye 2007 yılında başladı, ve bu çabaları 2011 yılında onurlandırıldığında ve Ulusal Gençlik Barış Ödülü verildiğinde ülkesinde çok ünlü ve ve çok popüler genç bir kız oldu. Önceden Malala benim kızımdı, şimdi ise ben onun babasıyım. Bayanlar ve baylar, Eğer insanlık tarihine bir göz atarsak, Kadınların tarihinin bir adaletsizlik eşitsizlik, şiddet ve sömürü tarihi olduğunu görürsünüz. Ataerkil toplumlarda daha en başta, bir kız çocuğu doğduğunda doğumu kutlanmıyor. Bir kız çocuğunun doğumu ne annesi ne de babası tarafından istenen bir şey değildir. Komşular gelir ve annenin kederini paylaşır ve kimse babayı kutlamaz. Anne de bir kız çocuğu doğurduğu için büyük bir huzursuzluk içindedir. İlk kız çocuğunu doğurduğu zaman üzülür. İkinci kız çocuğunu doğurduğu zaman şoka girer, ve bir erkek çocuğunun beklentisi içinde iken üçüncü kız çocuğunu da doğurduğu zaman kendisini suçlu hisseder.

Bu acıyı tabi ki sadece anneler çekmiyor aynı zamanda kızları, daha yeni doğan kızları da büyümeye başladıklarında bu acıyı devralıyorlar 5 yaşında okula gitmesi gereken yaşta evinde oturuyor ve erkek kardeşleri okula gönderiliyor 12 yaşına gelene kadar bir şekilde iyi bir hayatı oluyor eğlenebiliyor arkadaşları ile sokaklarda oyunlar oynayabiliyor ve tıpkı bir kelebek gibi sokaklarda rahatça gezebiliyor. Ancak çocukluk evresinden genç kızlığa geçtiğinde yani 13 yaşına bastığı zaman yanında bir erkek olmadan evden dışarı çıkması yasaklanıyor. Evin içinde dört duvar arasında mahsur bırakılıyor. O artık özgür bir birey değil, babası ve abileri için ve ailesi için “namus” olarak görülüyor ve sınırı aşarsa bu ahlak kurallarına göre öldürülebiliyor.

Aslında bu sözde ahlak kurallarının yalnızca kızların değil, ayrıca aile içindeki erkek bireylerin de yaşamlarını etkilemesi ilginçtir. 7 kızı ve 1 erkek çocuğu olan bir aile tanıyorum ve bu erkek çocuğu Kız kardeşlerinin ve ailesinin yaşamını kazanabilmek için Körfez ülkelerine göç etti. Çünkü 7 kız kardeşin bir meslek edinmesi ve evden dışarı çıkması fikri ve tabi ki geçim kaynağına sahip olmaları düşüncesi ona çok aşağılayıcı geliyordu. Bu yüzden bu erkek kardeş, hayatın ona ve kızkardeşlerine sunduğu mutlulukları bu sözde namus anlayışının sunağında kurban etti.

Ataerkil toplumlarda bir kural daha vardır ve bunun adı “itaat”tir. İyi bir kız her zaman sessiz, mütevazi ve uysal olmalıdır bu bir kriterdir. Örnek bir kız sessiz ve sakin olmalıdır ve annesi ya da babası ya da büyükleri tarafından alınan kararları hiç hoşuna gitmese bile kabul etmelidir. Sevmediği bir adamla evlendirilse veya çok yaşlı bir adamla evlendirilse bile bunu kabul etmelidir çünkü itaatsiz olarak etiketlenmek istemez. Eğer çok erken yaşta evlendirilirse bunu kabul etmelidir Aksi halde itaatsiz olarak anılacaktır Peki sonra ne olacaktır? Bir kadın şairin tanımı ile evlenecek, kademe atlayacak ve bir çok erkek ve kız çocuk doğuracaktır. Bu durumun en ironik tarafı ise bu annenin de kızlarına aynı itaat dersini oğullarına ise aynı namus dersini verecek olması ve bu vahşi çarkın hep dönmeye devam edecek olmasıdır.

Bayanlar ve baylar, milyonlarca kadının içinde olduğu bu kötü durum değişebilir eğer farklı bir şekilde düşünebilirsek eğer kadınlar ve erkekler farklı düşünürlerse eğer gelişmekte olan ülkelerdeki ataerkil toplumların kadın ve erkekleri toplumlarının ve ailelerinin normlarını kırabilirlerse eğer ülkelerindeki sistemin kadınların en temel insan haklarına karşı çıkarılmış olan ayrımcı kanunları ortadan kaldırırlarsa.

Sevgili kardeşlerim, Malala doğduğu zaman ilk anında inanın bana, ki dürüst olmak gerekirse yeni doğan çocuklardan hoşlanmam, O’nun gözlerinin içine baktığımda inanın bana çok ama çok gururlandım. O doğmadan çok önce O’nun adını düşünmüş ve Afganistan’ın efsanevi kahramanı olan bir özgürlük savaşçısından çok etkilenmiştim. O’nun adı Malalai Af-Maiwand’dı ve ben de kızıma bu ismi verdim Malala, yani kızım doğduktan sonra bir kaç gün sonra kuzenim geldi ve tesadüfi bir şekilde evime gelirken ile ağacımızı da yanında getirmişti Yousafzai ailesinin aile ağacını. Aile ağacımıza baktığımda 300 yıl öncesine dayandığını gördüm Aile ağacındaki herkesin erkek olduğunu gördüğümde, kalemimi aldım ve kendi adımın altından çıkan bir çizgi çektim ve “Malala” yazdım.

Ve büyüdüğü zaman 4 buçuk yaşına bastığında onu kendi okuluma kaydettim. Neden onu okula kaydettirdiğimi anlattığımı soracaksınız bana Evet, bundan bahsetmeliyim Bu Kanada’da, Amerika’da ya da bir çok gelişmiş ülkede zaten doğal olan bir uygulama olabilir, ama yoksul ülkelerde ataerkil toplumlarda ve kabile toplumlarında bu bir kızın yaşamı için çok büyük bir olaydır. Bir kızın okula kaydolması onun kimliğinin ve isminin tanınması demektir. Bir okula kaydolmak demek rüyalar dünyasına girdiği anlamına gelir ve gelecek yaşamı için kendi potansiyelini keşfedeceği büyük bir hedef anlamına gelir. Benim 5 kız kardeşim var ve hiçbirisi okula gitmedi ve şaşıracaksınız, 2 hafta önce Kanada vize formunu doldururken ve formda aile kısmını doldururken kız kardeşlerimin bazılarının soy isimlerini hatırlayamadım. Çünkü şimdiye kadar hiçbir dökümanda hiçbir kız kardeşimin ismini yazılı olarak görmemiştim. Bu sebepledir ki ben kızıma değer veriyorum. Babamın kız kardeşlerime ve kendi kızlarına veremediği değeri veriyorum Ben bunu değiştirmem gerektiğini düşündüm

Kızımın zekâsını ve dehasını her zaman takdir ettim. Arkadaşlarım bana geldiklerinde kızımı benim yanımda oturmaya teşvik ettim Benimle birlikte farklı toplantılara gelmesi için cesaretlendirdim Bütün bu iyi değerleri onun karakterine aşılamaya çalıştım. ve bu sadece Malala için değil, bu değerlerin hepsini kendi okulumda, kız ve erkek öğrencilerime de uyguladım. Eğitimi bir kurtuluş olarak kullandım Kızlarıma, kız öğrencilerime itaat dersini öğrenmemelerini öğrettim. Erkek çocuklarıma sahte ahlak derslerini öğrenmemelerini öğrettim.

Sevgili kardeşlerim bizler kadın hakları için daha fazla hak sahibi olmaları için çabalıyorduk kadınların toplum içinde daha fazla yer edinmesi için ancak yeni bir fenomen ile karşı karşıya geldik. İnsan hakları için öldürücü olan ve özellikle de kadın hakları için öldürücü olan bir fenomenle. Bu, “Talibanlaşma” olarak adlandırılıyordu. Bu tam anlamı ile kadınların politik, ekonomik ve sosyal aktivitelerini boşa çıkarmaydı. Yüzlerce okul kayboldu. Kızlar okula gitmekten alıkonuldu, Kkdınlar peçe giymeye zorlandı ve markete bile gitmeleri yasaklandı. Müzisyenler susturuldu, kızlar kırbaçlandı ve şarkıcılar öldürüldü. Milyonlarca insan acı çekti ancak çok azı konuştu ve bu en ürkütücü olanıydı etrafınızda öldürülen ve kırbaçlanan insanlar olduğunda kendi haklarınız için konuşuyorsunuz, bu en ürkütücü olanıdır.

10 yaşına geldiğinde Malala ayaklandı, eğitim hakkı için ayaklandı. BBC Blog için bir günlük yazmaya başladı ve kendini New York Times belgesellerine gönüllü olarak adadı ve konuşabildiği tüm platformlarda konuştu. Onun sesi en güçlü ses oldu ve bu ses, şiddeti git gide artan bir hızla dünyaya yayıldı İşte bu yüzden Taliban onun kampanyasına tahammül edemedi ve 9 Ekim 2012 tarihinde çok kısa bir mesafeden kafasından vuruldu

O gün benim ve ailem için tam anlamı ile bir kıyamet günüydü. Dünya büyük ve karanlık bir boşluğa dönüşmüştü. Kızım yaşam ve ölüm arasındaki o sınırda iken eşimin kulağına “Kızımıza olanlar için kendimi mi suçlamalıyım?” diye fısıldadım

ve birden bire bana “Lütfen kendini suçlama sen doğru bir şey için direndin doğru olan için kendi hayatını ortaya koydun barış için ve eğitim için ve kızın da senden etkilendi ve sana katıldı. Siz ikiniz de doğru yoldaydınız ve Tanrı onu koruyacaktır”

Bu bir kaç cümle benim için çok önemliydi ve aynı soruyu bir daha sormadım.

Malala hastanede iken ve can acısı içinde iken çok ağır baş ağrıları varken -çünkü yüz sinirleri kesilmişti- eşimin yüzüne yayılan karanlık bir gölge gördüm. Ancak kızım asla şikayet etmedi Bize “Çarpık gülüşüm ve yüzümdeki bu hissizlikle ben iyiyim Ve iyi olacağım, lütfen merak etmeyin” dedi. O bizim için bir teselli idi ve bizi yatıştırdı.

Sevgili kardeşlerim, biz ondan en zor zamanlarımızda güçlükleri nasıl yeneceğimizi öğrendik ve sizlerle paylaşmaktan çok mutluyum ki bir çocuk ve kadın hakları ikonu olmasının yanı sıra kendisi her 16 yaşındaki kız gibi ödevlerini bitiremediğinde ağlayan, erkek kardeşi ile dalaşıp duran bir kız çocuğu ve bundan çok mutluyum.

Bana soruyorlar Malala’nın akıl hocalığını yaparken onu bu kadar cesaretli, bu kadar sesini çıkarmaktan çekinmeyen ve bu kadar özgüvenli kılacak kadar özel ne yaptın? Ben ise onlara bana ne yaptığımı değil ne yapmadığımı sormalarını söylüyorum Ben onun kanatlarını kırmadım, hepsi bu.

Konuşmanın Linki için Tıklayın

www.malalafund.org

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s