Atatürk’ün leblebilerini yürüten çocuk

Ne zamandır yazmak istedim bu yazıyı, isteyerek ertelemediysem de kanımca en doğru gün bugün olmalı bu yazı için.

Çok değil bir kaç ay önce, henüz dedemizi yeni kaybetmiş onun üzüntüsünü yaşarken sürekli gittiğimiz evimize yakın bir alışveriş merkezinde kendi yazdığı kitapları imzalayan bir dede ile tanıştık. Kurmuş olduğu stantta eserlerine baktığınızda 30 üstünde eseri olduğunu görebiliryordunuz. Hanri Benazus gerçekten tanıştığıma çok mutlu olduğum biri. HANRİ Bena-zus’un kökleri İspanya’dan engizisyon yıllarında göçenlere dayanıyor. 520 yıllık İzmirli.

Eserlerin, bir kısmı Atatürk üzerine eserlerdi. Memleketti, iş hayatıydı, İzmirdi derrken, sohbetimiz kitaplar üstünden sohbete ve Atatürk’e geldi. Bir azınlık olarak Atatürk hakkında bu kadar bilgi sahibi olması, bu kadar önem vermesi bana ilginç gelmişti. Ve sorma ihtiyacı duydum ” Neden? “

Kendisi bana Atatürk’ü bir çocuk olarak nasıl gördüğünü ve neler hissettiğini anlattı. Mutlak ki bana anlattıklarını röportajlarında, yazılarında belki defalarca belirtti. Fakat bu anıları, birinci ağızdan dinlemek gerçekten çok özeldi. Bana anlattıkları içinde en etkileyici olan şu cümle oldu.

Adımı sordu. ‘Hanri’ dedim. Bana ‘Niye Ahmet, Mehmet, Mustafa değil’ diye sormadı ve ben o gün bu nedenle Türk oldum. Sonra da kendimi asla bir azınlık olarak hissetmedim.

Ve bunun üstüne Atatürk’e olan sevgi ve saygısını belgelere dayandırdığı kitaplarıyla Atatürk’ü anlatarak diğer nesillere aktarmış. Türkiye’nin en büyük Atatürk fotoğrafları koleksiyoneri Benazus, 67 yılda 5 bin Atatürk fotoğrafı toplamış, bu 5000 fotoğrafın 3000 tanesinin negatifi kendisinde.

Kendisini tanımak çok güzeldi…. Sizde ufak bir araştırma yapın internette göreceksiniz ne güzel bir insan…

Yaşamın İçinden Atatürk Anıları Kitabından, İzmir’in kurtuluşuyla ilgili bir anıyla bitirelim yazımızı.

“Ağacın Altında Oturmuş İzmir’e Bakıyor….”

Salih Bozok Anılarından:

Nif’te (Kemalpaşa) bize gösterilen bir eve girdik.

Buranın İzmir’e mesafesinin 30-35 km olduğunu öğrendik.

Bunun üzerine Paşa sordu:

– Biryerden İzmir’i görmek mümkün müdür?

10-15 km kadar ileride “belkahve” denilen yerden görüldüğünü söylediklerinde, Paşa derhal oraya gitmek istediler.

Derhal oraya gittik.

Oraya vardığımızda, uzaktan yabancı gemilerin bulunduğu İzmir Körfezini görür görmez farkında olmadan hepberaber bağırmıştık:

-Deniz… Deniz…

Orada 1.Ordu Komutanı Nurettin Paşayı bulduk.

Bir büyük ağacın altına oturmuş, İzmir Limanını seyrediyordu.belkahveden-izmir

Hemen Mustafa Kemal Paşanın yanına gelerek, Limandaki İngiliz, Fransız ve Yunan gemilerini gösterdi.

Bu arada İzmir’in görülen bazı yerleri hakkında bilgi vermeye başladı:

– Şurası Kadifekale… Bu taraf da Karşıyaka….

Bu arada güneş yavaş yavaş alçalmış, İzmir Körfezinin sularında erimişti.

Hiçbirimiz “Belkahve”den ayrılamıyorduk.

Bu arada ağaçlıklar arasından bir araba sesi geldi, Tek atlı bir yol arabası…

İzmir yönünden gelmekte ve arabacı şarkı okumakta idi.

Nereden geldiğini sorduk.

Gür bir sesle şunları söyledi ve aramızda şu konuşma geçti:

– İzmir’den

– Peki İzmir’de ne var ne yok?

– Askerlerimiz Kordonda geziyor.

– Doğru mu söylüyorsun?

– Nah, işte İzmir Orada. Gidinde bakın.

diye körfezi işaret etti ve yoluna devam etti.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s